Bir uçtan diğer uca koridoru arşınlıyor ve cin gibi etrafı kolluyordu. Çılgın öğretmenimizin gözünden hiçbir şey kaçmaz. Kaçanları da eninde sonunda yakalar. Biz kulağından da bir şey kaçmadığını İlker'i yakaladığı zaman öğrendik.
Çılgın öğretmenimiz İlker'le birlikte sınıfa girdiğinde çok ciddi görünüyordu. Bir şeyler olduğunu hemen anladık tabi. Dersimiz hayat bilgisi değildi ama biricik öğretmenimiz yerini çılgın öğretmenimize bırakmayı uygun buldu ve bize:
- Bir sonraki derste görüşürüz, diyerek gitti.
İşte o andan sonra sınıfımızı bir sessizlik kapladı. Tıpkı çılgın öğretmenimizi ilk tanıdığımız günlerde olduğu gibi. Herhalde öğretmenimiz içinden:
"İlker'i sarımsaklasakda mı saklasak, yoksa sarımsaklamasakda mı saklasak" tekerlemesini söylüyordu. Bir yandan da sınıfı bir aşağı bir yukarı arşınlıyordu. Acaba ne olmuştu?
- Kesin bir şey kırmıştır, diye fısıldadı Yağmur Işıl'ın kulağına.
- Bence duvarları boyamıştır, dedi Işıl.
- Bence tebeşirle yazı yazmıştır, boyamamıştır, diye katıldı Mete bu konuşmaya.
- Belki de birini pataklamıştır, dedi Emre.
Bu konuşmalar sırasında Çılgın Öğretmenimiz masaya oturdu. Herhalde şimdi konuşmaya başlayacak ve bize çok büyük nasihatler verecekti. Ama öyle olmadı. Öğretmenimiz:
- Haydi şimdi bir oyun oynayalım. Bu oyunun içinde hepimiz birbirimize yeni isimler verelim ve birbirimize öyle seslenelim, dedi.
Bu beklemediğimiz bir şeydi. Yeni isimlerimiz neler olacaktı acaba? Derken öğretmenimiz Yağmur'a:
- Mavi Benekli Kelebek, dedi.
- Ayy, ne güzel! dedi Işıl.
- Ben kelebek melebek olamam. Dahi Bilim Adamı olurum o zaman, dedi Mete.
- Ben de Uzay Gezgini olurum, dedi Emre.
- Ben de Korkusuz Kaptan olurum, dedi Hamza.
İlker bu konuşmaları merakla dinliyordu. Öğretmenimiz kendisine kızmadığı için çok sevinçli görünüyordu.
- Ben de Kılıçarslan olmak istiyorum öğretmenim, dedi.
Öğretmenimiz gülümseyerek başını salladı. Müge Uyanık Gazeteci, Dilek; Çılgın Mucit, Işıl; İyilik Perisi, Jankat; Ekvator Kaşifi, oldular.
Bütün bunlardan sonra neler olduğunu öğrenmiştik. İlker 4-C'deki Ahtapot Nalan'a 'ahtapot' demişti. Tabi öğretmenimiz onun Ahtapot Nalan olduğunu bilmiyor!
- Birbirimize hoşumuza gitmeyecek sözlerle hitap etmemeliyiz. Sizce de öyle değil mi, diye sordu öğretmenimiz.
- E-vet öğ-ret-me-nim, dedik.
- Sizin daima birbirinizle güzel konuştuğunuzu biliyorum. Ama diğer sınıftaki arkadaşlarınıza da aynı şekilde davranmalısınız, dedi öğretmenimiz
- E-vet öğ-ret-me-nim, dedik yeniden.
- Biz iyi davranıyoruz öğretmenim. Onlar bize iyi davranmıyor, dedi Uluç.
- Evet öğretmenim, diyerek bu sözleri onayladı Abdullah da.
- Olsun; her ne olursa olsun, siz güzel güzel konuşun, olmaz mı, dedi öğretmenimiz.
- O-lur öğ- ret-me-nim, dedik hep birlikte.
İlker de bir daha kimseye ahtapot demeyeceğine dair söz verdi.
Öğretmenimiz:
- Dersler biter, günler geçer ama güzel sözler ne biter ne de eksilir. Üstelik onları hiç unutmayız. Hatırladıkça da mutlu oluruz, dedi. Sonra bize bir sürü güzel söz söyledi. Bir sevgi çok kişiyi mutlu eder, gökyüzü hepimize yeter. Güzel gören güzel düşünür. Hayatın en zor yanı güzel şeyleri görebilmektir, gibi...
Dersimiz bitmişti. Zil çalar çalmaz bahçeye koştuk. Ahtapot Nalan yanımızdan alaylı alaylı geçti. İlker ona ahtapot demedi tabi.
- Kafadan bacaklı, dedi. Kafadan bacaklı ne olacak!