Ekonomi çöküyor’ Ekonomi siteleri DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Başoğlu’nu ziyaret ederek, emeklilik yaşının 50-55 olmasını istedi.
Sağlık-İş Sendikası ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği’ni ziyaret eden DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, “Tarım kesiminin sıkıntıları bitmiyor. Çiftçi çökerse ekonomi de çökmeye mahkumdur” dedi. Çiller, emeklilikte 58-60 yaş ve 7 bin 200 gün prim ödeme mecburiyetinin Türkiye şartlarına uymadığını söyledi.
Tansu Çiller, Sağlık-İş Sendikası’nı ziyaret etti. Çiller, Sosyal Güvenlik Tasarısı’nın bir ‘IMF dayatması’ olduğunu belirterek, millete, şartlarına uymayan bir elbise giydirilmek istendiğini söyledi. Çiller, Türkiye şartları için 50-55 yaş ve 5 bin gün primin uygun olduğunu bildirdi.
Sosyal güvenlik tartışmalarında sadece yaş haddi ve prim gün sayısının gündemde tutulmasını da eleştiren Tansu Çiller, SSK’nın yıllık prim kaçağının 1.7 katrilyon lira olduğunu kaydederek, “Bu kaçağın önlenmesi açıkları kapatır” dedi.
Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Başoğlu da, halen yürürlükteki emeklilik mevzuatının, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in Başbakan olduğu dönemde düzenlendiğini hatırlatarak, “Sayın Cumhurbaşkanı’ndan, eserine sahip çıkmasını bekliyoruz” diye konuştu.
DYP lideri Çiller, daha sonra Türkiye Ziraat Odaları Birliği Başkanı Faruk Yücel’i ziyaret etti. Çiller, tarım kesiminin tümüyle sigorta kapsamına alınmasını öngören bir yasa tasarısını Meclis’e getireceklerini açıkladı. DYP olarak çiftçiye en yakın parti olduklarını söyleyen Çiller, çiftiçinin mağdur durumda olduğunu, çünkü üretiminin karşılığı olan ödemelerin yapılmadığını ileri sürdü.
Tarım sektöründeki kara tabloyu, Türkiye’nin, Latin Amerika’dan elma, armut, Yeni Zelanda’dan kivi, Almanya’dan tahıl ithal etmesini hatırlatarak çizen TZOB Başkanı Faruk Yücel de, “Olmayan tarımdan konuşulamaz” dedi. Yücel, şöyle devam etti:
“Türkiye’de tarıma destek verilmiyor. Devlet verdiği kredisinin akıbetini bilmiyor, takip etmiyor. Türkiye’de finans yani para sıkıntısı olduğu iddiasını kabul etmiyorum. Eğer finans sıkıntısı olsaydı son açıklanan ekonomik paketle Eximbank’a 650 trilyon aktarılamazdı. Devlet bu parayı Öcalan’a destek veren İtalya’dan, Yunanistan’dan ve diğer Avrupa ülkelerinden içinde tarım ürünlerinin de bulunduğu ithalatlar yapılsın diye veriyor. Devlet ülkede tarımsal üretim yapılmasın, daha uzuca ithal edelim istiyor. Zengin kesim de ithal malı tercih ediyor.
TZOB Başkanı’nı dinleyen Çiller ise şöyle konuştu:
“Görülüyor ki; tarım kesiminin sıkıntıları bitmiyor. Bizim verdiğimiz gübre sübvansiyonlarını kaldırmışlar. Mazotla ürün arasında büyük fark açılmış. Bunlar çitfçiyi çökertir. Çiftçi çökerse ekonomi de çökmeye mahkumdur. Biz yapılanların yanlış olduğunu söylüyoruz.”
Türkiye’nin büyüyebilmesi için vergi şart. Hele krizden çıkmak için çırpınan bir Türkiye için ‘dabıl’ şart. İki işletmeden biri vergi veriyor, diğeri ise kayıtdışı olduğu için bu yükten muaf! İşin garibi bu iki işletme dip dibe yaşıyor. Birisi hanın üst katında, diğeri merdiven altında. Yukarıdakinin anası ağlıyor; yatırım, verimlilik, maliyet ve pazarlama, rekabet diye diye... öbürünün umurunda değil bunların hiçbiri. Onun tasası değil. Neden? Vergi vermiyor ya, ona güveniyor. Kafadan yüzde 30 avantajlı. Bu avantajı kullanıp giriyor pazara. Eh, kör satıcının kör alıcısı olurmuş. Müşteri bulmakta zorlanmıyor da. Hele biraz da malın kalitesini düşürdü mü, babasının oğluna satıyor.
Maliye’yi doğrusu bu gibi durumların pek ırgaladığını sanmıyorum. O alacağı vergiye bakıyor. Alıyor da. Kör kimi tutar? Ayakta dikileni. Dikilen kim? Vergisini adam gibi ödeyen mükellef!.. Vergide kaçak yüzde 62’ye çıkmış ki, bu, Türkiye’de iki işletmeden birinin neredeyse hiç vergi vermediğinin göstergesi. Neden, diye sormayın bana. Biri veriyor, biri ise ıslık çalıp dolaşıyor da ondan. İşin en vahim tarafı ise haksız rekabet. Yukarı kattaki hem vergiden yiyor şamarı, hem de merdiven altındakinin yaptığı haksız rekabetten. ‘Dabıl darbe’, dememin esas sebebi bu işte.
Şimdi, yukarıdaki esnaf arkadaşa; ‘Merdiven altındakini Maliye’ye şikayet et’ desen, anında ağzının payını verir. Öyle ya, bizim geleneğimizde, gündelik hayatımızda namertlik var mı? Delikanlıyı bozar böyle bir davranış!..
İyi de, hemen yanıbaşında yaşayan ve senin işini, düzenini baltalayan asalağı sırtında daha ne kadar taşıyacaksın, be arkadaş?
İlla delikanlılık raconu keseceksen, bunu; daha fazla istihdam imkanı bulmakla; daha kaliteli mal üretmekle ve daha fazla büyümekle yapsan; daha iyi olmaz mı?
Vergi ödemeden, kayıt altına girmeden ticaret yapan bir firmanın, devlete verdiği zararı tartışmıyorum. O çok daha ayrı bir konu. Memlekette Maliye diye bir kuruluş var. Ne güne duruyor. Nasıl vergi salıyorsa; öyle de toplasın!..
Benim üzerinde durduğum makro ekonomik bir konu. Ekonomi kayıtdışına kayınca bu memlekete ne yabancı sermaye geliyor, ne de yerli işletme sermaye birikimi yapabiliyor. Sonra da gelsin iflaslar, gelsin kepenk indirmeler... Bu aykırılığa bir şekilde son vermek gerekiyor ki, bunu da yapsa yapsa yine ekonominin sivil aktörleri, yani; sanayici ve ticaret erbabının kendisi yapar. Bunun adına otokontrol denildiğini de hatırlatırım.
MI ACABA?!.
Türkiye’ye davet edilen 500 dev firma, ‘Geleceğiz de ne yapacağız’ deyip vazgeçmişler...
Ne yapacakları belli: Laklak!
***
Ertan Ekmekçi, tam 5 saat gülüp dünya rekoru kırmış...
Neye güldü acaba?
***
İSO Başkanı Küçük, ‘Üretim zemini tamam, sıra yatırım ikliminde’ demiş...
Yetkililer kış uykusundan kalkmadan olmaz bu!
***
Hülya Avşar, iş kadını derneği kurucusu olmuş...
Aferin Hülya’ya. O da olmasa yandı memleket!
***
Bodrum’da sahile vuran zehirli varillerle iskele yapmışlar...
Bedava olsun da, zehir olsun!
***
Türkiye’de her bir saatte 364 kişi göç ediyormuş...
Karın tokluğuna razı olan göçüyor işte! http://www.ekonomigazetesi.net/ |