ahşap ev Ahşap Dekorasyon İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) tarafından geleneksel sanatlarımızı tanıtmak, yaşatmak ve gelecek nesillere aktarılmasını sağlamak amacıyla düzenlenen sergiler çerçevesinde, Yıldız Sarayı Çit Kasrı’ndaki sergi salonunda Mehmet Şükrü Baysal’ın “Geleneksel Türk Ahşap Sanatı” konulu sergisi açıldı.
Sanatçı Baysal, sergide yer alan eserleri hakkında şunları söyledi: “İnsanoğlunun tarih sahnesine çıkışıyla birlikte barınma ve korunma ihtiyaçları a gündeme gelmiştir. Günümüzde olduğu gibi ihtiyaç zaman ve zemine göre gelişmiş ve değişmiştir. İlk çağlardan günümüze kadar insanoğlu her türlü materyali kullanmıştır. Özellikle etrafındaki kolay bulunan ve kolay işlenebilen ahşabı yıllar yılı kullanmıştır. Kendi tarihimizi incelediğimizde Orta Asya’da yapılan kazılarda Türkler’in ahşabı bol miktarda kullandıkları görülür. 9. ve 17. yüzyılda altın çağını yaşayan ahşap, 13. yüzyılda Selçuklu’dan Osmanlı’ya geçerek daha güzel işlenmiştir.”
Şimşir, ıhlamur, meşe, ceviz, elma, armut ve sedirin en çok kullanılan ahşap çeşidi olduğunu belirten Baysal, “Ahşap, dönem itibariyle camilerde, minber, kürsü, rahle, çekmece, cüz mahfazaları, raf, kutu, kavukluk, dolap, pencere, konsol, tavan, kirmen, kaşık gibi yerlerde kullanılmıştır. Yani mekanı ahşapla donatmışız. Hele bir kündekari var ki, doruk noktasına ulaşmışız. Bunlar bizim milli kültürümüzdür” diyor. Birçok fuar ve sergilere katılan sanatçının eserleri ay sonuna kadar görülebilir.
Eskişehir’de uzun yıllar öğretmenlik yapan ve aynı zamanda rölyef sanatıyla uğraşarak başta İstanbul olmak üzere Anadolu’nun bir çok yöresinde gördüğü, sevdiği ahşap evleri eserlerine taşıyan Bilgen Ertekin, “Bizim ahşap evlerimiz sanki bir mimari eser değil, başlıbaşına bir resimdir. Ben de bu açıdan bakarak, ahşap evleri üç boyutlu resime taşımak istedim. 25 yıldan beri çalışıyorum. Maalesef rölyefini yaptığım bir çok ahşap evin artık yerinde yeller estiğini söylüyor”diyor. Yaptığı çalışmalarda kullandığı malzemelerin ekseriyetle ahşap olduğunu hatırlatan Bilgen Ertekin şunları söylüyor: “Bizim mimarimizin ve eski kültürümüzün en önemli parçaları olan ahşabın tabii halini yansıtmak için yine ahşabı tercih ediyorum.”
Ahşaba gravür
Resim sanatında kullanılan teknikler genellikle aynıdır. Suluboya, yağlıboya, akrilik, karakalem ve benzeri tekniklerle çalışan ressamların eserleri alışılmıştır, ancak yeni bir teknik bunlardan daha çok ilgi görür. Selahaddin Ölçeroğlu, Osmanlı hayranı bir ressam. Osmanlı kültürünü gelecek nesillere aktarmak için kendi geliştirdiği bir tekniği kullanıyor. Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde açtığı “Ahşap Üzerine Osmanlı Gravürleri Sergisi”nde ressamın orijinal eserleri yer alıyor.
OSMANLI SEVGİSİ
Efendim, Osmanlı sevginizin ve resimde bu tekniği geliştirmenizin sebebi neydi?
ÖLÇEROĞLU: Çocukluğumdan beri Osmanlı’ya çok meraklıyım. Tarih kitaplarında en çok Osmanlı tarihi ilgimi çekerdi. Resim yeteneği olduğunu da farkettiğim zaman, daha ilkokulda hep Osmanlı padişahları, paşaları. askerleri ve o dönemin resimlerini yapardım. Yıllar geçti ve 1967 yılında İstanbul’a ilk geldiğimde, hayalimdeki Osmanlı’yı karşımda buldum. Bu eserlerin etkisinde kalarak, Allah’ın bahşettiği resim yeteneğimi nasıl kullanabilirim, diye düşündüm. Yabancı ressamların yaptığı eski İstanbul gravürleri de ilgimi çekti. Bunlar üzerinde çok incelemeler, araştırmalar yaptım. Neticede benim bu eserleri yapmak için kullanacağım teknik çok değişik olmalıydı. Ahşap dağlama resim tekniğini denemeye karar verdim. Yakınca renkler güzel çıkıyordu. Biraz daha dikkatle devam edince, bilinen siyah/ beyaz resim tekniğine bir alternatif fildişi/koyu kahverengi resim tekniği ortaya çıkıyordu. 1968 yılından itibaren de bu resim üzerinde çalışmaya başladım.
Bugünden bakarsak Osmanlı’yı ne kadar tanıyoruz ve anlıyoruz. Biliyorsunuz 700. Yılı kutluyoruz...
ÖLÇEROĞLU: Şunu söylemekten hicab duyuyorum. Osmanlı’nın 700. yıldönümü kutlamaları belki yapılmasaydı, diye düşünüyorum. Ben o eski tarihimizi, ihtişamımızı, el birliğiyle ortaya çıkarmayı düşünürken, maalesef o kadar eleştiriler, haksız tepkiler oldu ki, çok üzüldüm, yadırgadım. Osmanlı seviliyor. Milletimiz kendini hâlâ Osmanlı hissediyor. Osmanlı’ya karşı tepki göstermek çok acı. Bir takım kesimlerin Osmanlı’yı karalama çabaları sonucu, genç nesil Osmanlı’ya yaklaşmakta çekingen davranıyor. Onları bazı faaliyetlerle tanıtmaya, objektif olarak anlatmaya, göstermeye çalışırsak seveceklerdir. Osmanlı sevgisinin halkasına katılan her yeni genç, Osmanlı aleyhine konuşanların suratına bir tokat olacaktır. Yeter ki objektif olalım. Kesinlikle abartmadan ve kesinlikle hakkını yemeden tanıtalım. Anlatıldığı takdirde daha büyük kesimler o kültürün yaşatılacağına inanıyorum.
SENTEZ ŞART!
“Ulu Önder Atatürk’ün Osmanlı’yı sevmediği söylenir ve bu söz gerçeği yansıtmaz. Kadıköy’den vapurla bu tarafa geçerken düşündüm: Eğer Atatürk, Osmanlı sevmeseydi, dilinin ucunda ‘Ben Türkiye Cumhuriyeti’nde Osmanlı eseri görmek İstemiyorum’ deseydi, hiç bir iz kalmazdı. Ben inanıyorum ki, o eserleri görünce Atatürk de, ihtişamını görmüş ve iftihar vesilesi olduğunu hissetmiştir. Bahsettiğimiz entel, diğer tabirle liboş kesimin Atatürk’ü kullanmaları son derece haksız. Aslında onlar, değişen siyasi şartlara göre bir gün Atatürk’ün yanında iken, öbür gün 180 derece karşısında olan, kesinlikle sözlerine değer verilmeyecek insanlardır. Ben gençliğimizi bu tür etkileşimlerden uzak kalarak, veya hem bu tür kişileri, hem de karşı görüşte kişileri dinleyip bir sentezini yapmalarını tevsiye ederim. Osmanlı’nın, içine girildikçe sonu gelmez binr derya olduğu görülüyor. Normal olarak her Türk’ün Cumhuriyet tarihini bilmesi ne kadar önemliyse, Osmanlı tarihini bilmek de çok önemlidir.”
Kütahya’da Emrullah Parlak isimli çini ustası, ahşap üzerine işlediği çini deseninden cami dekoru meydana getirerek bir ilke imza attı.
Fatih mahallesinde bulunan Güldibi Camii’nin minber, mihrap ve alt duvar bölümlerini ahşap üzerine işlediği rengarenk çini desenleriyle süsleyen Emrullah Parlak, hedefinin bütün yeni mescitleri bu dekorla kaplamak olduğunu söyledi.
Çini desenini ilk defa ahşap üzerine işleyen Parlak, “Ahşap hem daha sağlıklı, hem çini ve fayansa göre yüzde 50 daha ucuz. 100 cemaat kapasiteli bir camiinin ahşap döşemesi yaklaşık 750 milyon liraya mal oluyor” dedi.
16 yıldır çinicilik mesleğini icra ettiğini belirten Emrullah Parlak, “Kütahya çiniciliği artık hediyelik eşya olmaktan kurtarılmalı. Bunun ilk adımını ben başlattım. 600 yıllık çini desenini ahşap üzerine işleyerek, cami dekoru yaptım. Çini mesleği ile ilgili yeniliklerim bundan sonra da devam edecek” diye konuştu.
Üzerine çini desenleri işlenen ahşap malzemeyle kaplanan Güldibi Camii’nin cemaati, çini ustası Emrullah Usta’ya çalışmalarından dolayı teşekkür ederek, “Camimizin dört bir yanı buram buram ahşap kokuyor. Çinicilik deyince ilk akla gelen Kütahya oluyor. Bundan sonra da çini deseni ile kaplı camiler gelecek” diye konuştular. http://www.fulyaahsapev.com |